ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
ZİHİNSEL ÖZÜRLÜ ORANIMIZ ve “8 MART”
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Rüştü ERATA

...
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
...

“Kurtuluş Savaşımız”a yüreğini, emeğini, canını katan kadınlarımızı “Mavi Gözlü Ozan” böyle betimlemişti...

O yeryüzünün ilk Antiemperyalist Başkaldırısı utkuyla taçlanır taçlanmaz da, Atatürk ve devrimci arkadaşları Cumhuriyet Aydınlanması ateşini yakıp, var güçleriyle çağdaşlığa erişme çabalarına girişmişlerdi...
 
Gelin hemen, yüzlerce-yüzlerce yıl “kul-köle” olarak yaşamış, “sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” kadınlarımıza 17 Şubat 1926’da çıkarılan Türk Medeni Kanunu (Yurttaşlar Yasası) ile armağan edilen hakları anımsayalım:

• Ailede Kadın-Erkek Eşitliği,
• Evlilikte Resmi Nikáh Zorunluluğu ve Tek Eşli Evlilik,
• Kadınların İstedikleri Mesleğe Girebilme Hakkı,
• Mahkemelerde Tanıklık Yapma, Miras ve Boşanma Konularında Kadın-Erkek Eşitliği.

Ve Cumhuriyet Aydınlanmasının kadınlarımıza “armağan ettiği” siyasal haklar:

1930’da Belediye Seçimlerine Katılma Hakkı.
1933’te Muhtarlık Seçimlerine Katılma Hakkı.
1934’te Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı.

Cumhuriyet Aydınlanması coşkuyla sürerken, analarımız, bacılarımız, eşlerimiz kara çarşaftan sıyrılıp tüm doğallıklarıyla-güzellikleriyle toplum içinde eşit bireyler-yurttaşlar olmaya başlamıştı...

Peki aradan geçen onca zaman sonra, günümüzde kadınımızın o kazanımları ne durumda?..

Özetle şöyle:

Türkiye'deki her bebek gibi kızlarımız da 7.367 YTL borçla doğuyor (Ekim 2006).

Kızlarımız-kadınlarımızın 500 bini aç!..
Ülkemizde her 10 kişiden 6’sı (yüzde 63,5) “Bekâret kadının namusunun simgesidir” görüşüne “Kesinlikle katılıyorum” yanıtını veriyor.

Her 3 kadınımızdan 2’si (yüzde 67) aile kararıyla evleniyor!..

Kadınlarımızın ilk cinsel deneyim yaşı ortalama 21... Memelerinin büyüyüp, beden hatlarının yuvarlaklaşmaya başladığı, ilk aybaşıyı gördüklari; yani doğanın onları “kadın”a dönüştürme sürecinin başladığı yaşları ise 11-12... (Üçte ikisinin “aile kararı” ile yatağına sokulduğu bir “yabancı” ile yaşadığı “ilk cinsel deneyim”ine dek geçen onca yılda neler oluyor, bu insancıklarımız cinsel güdülerini nasıl bastırıyor, ne tür sıkıntılar çekiyorlar?.. Elbette, kadınlarımızın öylesi bir evlilikteki cinsel yaşamlarının ne ölçüde sağlıklı olduğu da ayrı bir yazı konusu...).

Her 10 kızımız-kadınımızdan 8’i (yüzde 83,5) duygusal şiddet, her 10 kızımız-kadınımızdan 6’sı (yüzde 66) sözel şiddet, her 2 kızımız-kadınımızdan 1’i (yüzde 45) fiziksel şiddet, her 10 kızımız-kadınımızdan 4’ü de (yüzde 40) cinsel şiddet ile yüz yüze...
Son 6 yılda 1.129 töre cinayetinde can verenlerin 480'i kız-kadın...
Kızlarımız-kadınlarımızın yarısı ''mutsuz'' olduğunu belirtiyor...

Her 10 kızımız-kadınımızdan 6’sı ''Türkiye'de kadına değer veriliyor mu?'' sorusuna ''hayır'' diyor...

Kızlarımız-kadınlarımızın yarısı ''Bir daha dünyaya gelme şansın olsaydı kadın olmak ister miydin'' sorusuna ''hayır'' yanıtını veriyor...

Her 10 kızımız-kadınımızdan 4’ü obez (yüzde 41,5)...

Her 2 kızımız-kadınımızdan biri ''Tam sağlıklıyım diyebilir misiniz?'' sorusuna ''hayır'' diyor...
Günümüz Türkiye’sinde 1,5 milyon kadınımız kalp hastası... Yılda 100 bin kadınımız, önlenebilir kalp ve damar hastalıkları nedeniyle ölüyor... 6 milyon kadınımız yüksek tansiyon hastası olduğunun farkında değil...
Her 14 kızımız-kadınımızdan 1’i okuma-yazma bilmiyor (Türkiye'de 6 milyon 492 bin okuma yazma bilmeyen yurttaşımız var, bu sayının 5 milyon 97 binini kadınlar oluşturuyor; ayrıca günümüz Türkiye’sinde okur-yazar niteliğinin de “İlköğretim 4” düzeyinde olduğunu unutmayalım)...

15 ve yukarı yaştaki her 5 kızımız-kadınımızdan 1’i (yüzde 21,5) okuryazar değil.

Her 5 okuryazar kadınımızın 1’i (yüzde 21,5) herhangi bir eğitim kurumundan mezun değil.

Her 100 kadınımızdan yalnızca 4’ü (yüzde 3,9) yüksekokul ya da fakülte mezunu.
Her 4 kızımız-kadınımızdan 1’i (yüzde yüzde 24,9) iş gücüne katılabiliyor.
Her 8 kadınımızdan 1’i girişimci...
Hiç kadın valimiz ya da kadın müsteşarımız yok...
Kadın milletvekili oranımız yüzde 9...
Kadın belediye başkanı oranımız yüzde 0,56...
Kadınlarımız bugün belediye başkanlıklarında yüzde 0,56; belediye meclislerinde yüzde 2,42; il genel meclislerinde ise yüzde 1,82 oranında temsil ediliyor.
Her 10 kızımız-kadınımızdan 9’u “Din günlük yaşamınızın önemli bir parçası mı?” sorusuna “evet” yanıtını veriyor (Bu oran bir İslam devleti olan İran’da yüzde 83, laik bir cumhuriyet olan Türkiye’de yüzde 89)...

Her 4 kızımız-kadınımızdan 3’ünün (% 72,5) başı örtülü...

Kadınımızın günümüz Türkiye’sindeki durumu genel bir bakış açısıyla böyle...

Tüm bu veriler, saptamalar; toplumumuzun 85 yıl önce yaşama geçirilmeye başlayan devrimleri önce durdurup sonra da karşıdevrime dönüştürme “becerisi”nin utanç verici kanıtları... 

* * *

Araştırmalara göre her 200 insanımızdan biri (yüzde 0,48) “Zihinsel Özürlü”...

Şimdi, bir Cumhuriyet Aydınlanması döneminde gerçekleştirilen devrimleri, oluşturulmak istenen insan niteliğini gözünüzün önüne getirin; bir de yukarıda nitelik dökümünü verdiğim günümüz “Türk Kadını”nı...

Şimdi de elinizi vicdanınıza koyun, daha da iyisi beyninize sorun: Bu “Zihinsel Özürlü” oranı size inandırıcı geliyor mu?..

Bu konudaki yanıtınızı, “Zihinsel Özür” tanımına bir göz atarak vermenizi isterim: 

ZİHİNSEL ÖZÜR
Zeka, zihinsel birçok yeteneğin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler bileşimidir. Bu yetenekler algılama, bellek, düşünme, öğrenme, mantık yürütme gibi yeteneklerdir ve bunların birbiriyle uyumlu ve ilişkili çalışması sonucu zihinsel fonksiyonlar yürütülmektedir.
Zihinsel özür, kişinin yaşadığı toplum içerisinde sorunlarla başa çıkma yeteneğini etkileyen, zihinsel bir kısıtlama ya da sınırlanmadır. Bir çocuk ya da yetişkine zihinsel özürlü tanısı konulabilmesi için ortalamanın altındaki zekâ işlevi ile birlikte iletişimde, öz bakımda, evdeki yaşamda, toplumsal becerilerde, toplumsal yararlılıkta, kendini yönlendirmede, sağlığı korumada, akademik becerilerde ve çalışma alanlarında iki ya da daha fazla bozukluğun bir arada olması ve bu durumun 18 yaşından önce başlaması öngörülür. Zihinsel özür, ülkemizde yaygın olarak karşılaşılan özür gruplarından biridir.

Bu tanımlamanın apaçık gösterdiği gibi; kızlarımız-kadınlarımızın üzerinde, yazımızda sıralanmış verilerin apaçık gösterdiği onca çağdışı baskı varken; ülkemizde yalnızca 350 bin “Zihinsel Özürlü” yurttaşımız olduğuna inanmak olası değil (Zaten kayıt dışı olanları konumuz dışında tutuyorum).

İnsanlık tarihinin akışında, insan ömrüne sığabilen bir süreçte, Cumhuriyet Aydınlanması denen olağanüstü bir olanağı çar çur edip, bir yüzyıl geriye doğru koşmaya başlamanın “sağlıklı bir zihin” ile ilgisi ne olabilir?
 
Cumhuriyet Tarihimiz boyunca Cumhuriyet Aydınlanması için çabalamış, çabalamakta olan aydınlarımız dışında, bir toplumsal us (akıl) tutulması yaşamakta olduğumuz apaçık ortada...

Kendi cinsinden on milyonlarca yurttaşını (sonra da tüm yeryüzündekileri elbette...) feodal yapının, çağdışı törelerin baskısından, zulmünden kurtarmak için çabalamak yerine; kendini sıkmabaşa, çarşafa dolayan üniversiteli kızlarımızın, onları destekleyen, aydın geçinen kadın-erkek “İsveçli Demokrat” kopyalarımızın “zihinsel açıdan sağlıklı” oldukları nasıl savunulabilir?

Yeryüzünün egemeni olmayı becermiş bir canlı türünün -olmazsa olmaz- iki eşeyinden (cinsinden) birini öbürünün kulu-kölesi yapmayı savunmak bu çağda hangi “sağlıklı” akla sığar?


* * *

“8 Mart”, özünde 1857 yılında ABD'nin New York kentinde, daha iyi çalışma koşulları istemiyle başlatılan greve polisin saldırması sonucu, çoğu kadın 129 işçinin can verişinin yıldönümü...

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bu us tutulmasından sıyrılmamız adına elinden geldiğince çabalayanlar için bir anlam taşıyor...

Us tutulmasından “nasibini” alan milyonlarca kızımız-kadınımız ve onların “efendileri” içinse; bu günden, bir yüzyıl geriye doğru yuvarlanılacak 364 tane daha var!..

 


rustuerata@gmail.com

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 19.01.2018 - 12:23:52 | Şu an 81 kişi online | Kullanım Koşulları