ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
Bir “14 Şubat” Yazısı - BULUŞMA
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Rüştü ERATA


Tüm sevgililerimle birden buluşmak... (Yanlış anlaşılmasın; ben yaşamım boyunca tekeşli oldum, şu sıralarda da birini öbürüyle aldattığım kadın yok!..)
Demem; düşlerime, yüreğime ve bedenime giren tüm kadınların katılacağı bir buluşma...
Anımsayabildiğim ilk sevgilimden, son soluğumu vereceğim an yüreğimde -belki de eli elimde- olacak son sevgilime değin tümünün rol aldığı bir buluşma...
 
"İlk sevgili unutulmaz"mış...
Adı Nadya mıydı, yoksa Tanya mı?
Şimdilerde ellisine merdiven dayamış, koyu kestane saçlı (Kısa mı, yoksa uzun muydu?), açık tenli (Emin misin?), iri koyu renk gözlü (İşte bundan kuşkum yok!) çıtı pıtı bir kız çocuğu...
 
Son sevgilimin adı ne olacak acaba?
Ya teni, gözleri, bedeni, ruhu?..
Ne olursa olsun, son sevgilimi unutmayacağımdan eminim.
 
Ama ya aradakiler?..
Bir yere not almazsam, onları daha ne kadar anımsayabileceğim?
 
İlk aşkımı sis perdelerinin arasından anımsamam ne ilginç?..
Oysa ikincisini pek açık anımsıyorum:
Şimdilerde ulaşma olanağım olmayan albümümdeki fotoğrafı beynime kazılı olan, ilkokul aşkım Semra S...
Yoksa “gerçek” ilk aşkım o mu?..
"Mr. No" filmindeki doğal dişiliğiyle herkes gibi beni de büyüleyen Ursula Andress, eski SSCB takımlarından biriyle bir turnuvaya konuk olduğu Ankara'da voleybolsever (!) izleyicilerin çoğu gibi benim de yüreğimi yakan Andronova Larissa ya da gözüme, yüreğime çarpan onca açık tenli, renkli gözlü, kırılgan-gizemli sarışında Semra S'yi aramadım mı, hiç yılmadan?..

Ya dört yıl boyunca sevme yeteneğimin, güven duygumun, gönül acısına dayanma ve düşkırıklıklarına direnme gücümün sınandığı; sonunda yüreğimin coşkusunun bir ölçüde törpülendiği birlikteliğin baş oyuncusu...
Onda da aslında Semra S'yi aramıyor muydum?
 
İlk öpücük unutulmazmış...
Anımsıyor muyum?
İlkinin "o" olduğundan emin miyim?
 
Ya ilk kez dokunulan "yasak" tenler...
 
"Erkek" olmanın, kendini "erkek" olarak duyumsamanın erincine ilk kez ne zaman kavuştuğumu anımsıyor muyum?
Bana bu erinci yaşatanların tümüne "sevgilim" diyebilir miyim?
Ya da benden bu erinci esirgeyenler "sevgilim" değil miydi?
Bedenini yüreğinden önce sunan ilişkilerde de hep "aradığım" biri olmadı mı?  
 
Peki ya, benim varlığımdan bile habersiz olanlar; onlar "sevgilim" sayılmaz mı?
 
Arkadaşımın "kız arkadaşı" olduğu için yüreğimi susturup, maskemin ağız aralığından iletişim kurduklarımdan gelen olacak mı?
Gelirlerse "yalnız" mı gelecekler?
 
Gelenler "nasıl" gelecek?
Tıpkı ölülerin hiç yaşlanmadığı gibi mi?
Yoksa ayrı geçen yılların izleriyle mi?
 
Londra’da yüreğime düşen Sean Young ile Isabella Rossalini karışımı Katalan kızı Aintsane gelecek mi?
Yoksa artık çoluk çocuğa karışmış, bu akşamki çağrımı alamayacak denli "ırak" mıdır?
 
Ya Nathalie? Hala o çıtı pıtılığı, utangaçlığı duruyor mudur; yoksa gelirse, tipik bir Alman kadını ile mi karşılaşacağım?
 
Lien İsviçre'den kalkıp gelse sevinecek miyim?
 
Ya adını anımsayamadığım Bolivyalı sevimli küçük...
 
Adını tam anımsayamadıklarımdan biri daha: Londra'daki İngilizce öğretmeni –yoksa Lia mıydı?- hala o salak maço ya da onun gibi biri ile mi birliktedir?
Yoksa çağrımı duyumsayıp gelecek mi?
 
Vancouver'da, dünyanın en "alçakgönüllü" "Roxy"sinde yanağıma kondurduğu öpücüğün sıcaklığını hala duyumsadığım o "kadın", bu akşam aramızdaki 10 bin kilometrelik uçurumu "yok" edebilecek mi? 
 
Boston'da, bir kez daha karşılaşmak uğruna, her gün yolumu uzatıp evinin önünü aşındırdığım çikolata renkli "sıcaklık" bu akşam benim evimin önünden geçer mi?
 
Ludwigshafen, Mannheim, Heildelberg ve Frankfurt'un, Londra'nın her yerinde bıraktığım anılarımı "anı" yapan kadınlar bu akşam ne yapacaklar?
 
Ya da yalnızca yolda gördüğüm, saniyeler içinde yüreğime izlerini bırakıp uzaklaşan kadınlar...
Onlardan gelen olacak mı?
Olsa, ben onları anımsayabilecek miyim?
 
Ya "olası" sevgililer?
İçlerinden biri bu akşam çıkıp geliverecek mi?
Yoksa, sonsuzluğa uzanan "bir gün" olasılığının içinde eriyip gitmeyi sürdürecekler mi?
 
Düşlerime, yüreğime, bedenime giren tüm kadınlar...
Bu akşam tümünüzü bekliyorum...
 
Bu akşamki buluşmada "yalnız" beni göreceksiniz...
Oysa ben "yalnız" mıyım, hiçbiriniz gelmese bile?..
 
 


NOT: İnsan yarım yüzyılı geride bırakıyorsa, hele de bir ev kuşu ya da evli değilse; elbette yüreğinde çok sayıda yara izi oluyor.
Bu yazıda, özellikle yakın geçmişin “sevgilileriden” ya onları şimdiki ilişkilerini berelememek ya da kimilerini bu yazı için bile anarak yüceltmemek adına “az ve öz” biçimde söz edilmiştir.

 

rustuerata@gmail.com

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 21.07.2018 - 06:02:43 | Şu an 88 kişi online | Kullanım Koşulları