ANA SAYFABİZHABERİZREKLAM
   
TARİHSEL SORUMLULUK BULAŞICI MIDIR?
İÇERİK
BAŞLIKLAR

Birkaç hafta öncesine dek; yıllar yıllar önce Hacettepe’deki kendi dersimi kırıp, ODTÜ’deki “Yetişkin Eğitimi” adlı seçmeli dersine koşa koşa gittiğim sevgili Sudi Bülbül’ü öğrencilerime büyük bir coşkuyla, hayranlıkla anlatırdım...

Tıpkı, kendisinden söz ederken gözlerimde neden şimşekler çaktığını anlayamayan öğrencilerime, Türkçemizin en verimli emekçilerinden sevgili Ali Püsküllüoğlu’nu anlattığım gibi...

“Sudi Hoca”yı görmeyeli 25 yıl olmuştu, “Ali Ağabey”i de neredeyse öyle, ancak onunla ara sıra telefonda söyleşi olanağı bulurduk... Yıllardır sıkıntısını çektiği solunum sorunu nedeniyle, içimden gelmese de söyleşimizi çaktırmadan kısa tutmaya çabalardım...

“Onları” görmesem de, tüm olumlu nitelikleriyle “orada” olduklarını bilmenin erinci rahatlatırdı beni...

Artık ikisi de aramızda değil... Bu toprakların yetiştirdiği yeri doldurulmaz iki gerçek değerimiz daha sonsuzluğa uzandı...

Her ölüm insanı kendiyle yüzleşmeye iteliyor...
Yarım yüzyılı geride bırakıp ikinci yarım yüzyıla adım atalı bir yıl olmuş...
Beni “ben” yapan değerleri üzerime serpiştiren kültürümüzün temel taşları, yıllarla birlikte, yüreğimde boşluklarını bırakarak birer birer uzağa, olasılıkla erişilmesi olanaksız bir uzaklığa gidiyorlar...

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Aziz Nesin, Bahri Savcı, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Mustafa Ekmekçi, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Turan Dursun hemen usuma düşüverenler...

Bu güzelim beyinlerin, yüreklerin birçoğunu doğal olmayan ölümler aldı aramızdan, anımsarsınız... Arkalarından, gözyaşlarımıza karışan öfkemizi haykırmıştık: “ ... ölmez, bir ... gider, bin ... gelir” diye...

O üzüntüyle inanması işimize gelmiş olsa da, yaşam “gidenin geri gelmediğini” pek de hoşgörülü olmayan içimde gösterir durur insana...

Bu yaştan sonra tüm enerjimi yönlendirsem bile bir Ali Püsküllüoğlu, bir Uğur Mumcu bir Aziz Nesin olamayacağım kesin, bir başkası için de doğru bu...

Peki ama, her geçen gün daha da koyulaşan karanlığa karşı “onların” artlarında bıraktıkları boşluklar nasıl dolacak?  

Sanırım artık bu sorunun yanıtını biliyorum.

Bildiğimi sanıyorum, çünkü artık ülkemdeki, gezegenimizdeki zorbalıklar, zalimlikler, sahtecilikler karşısında ön saflarda onlar değil, ben ve benim kuşağım ses çıkartmak, karşı durmak zorundayız!..

Elbette kendimi “yalnız” duyumsuyor, “yeterince” yani “onlar kadar” olgun, donanımlı olup olmadığımı sorgulayıp duruyorum.

Bu insancıl duygulara yanıtı “bilimsel düşünce” yöntemiyle işleyen beyinler veriyor.

Her kuşak, kendinden önceki tüm kuşakların diyalektik çatışmalarından süzülüp gelen değerleri “bilimsel düşünce” yöntemiyle kendine göre içselleştirip “onlar” oluyor...

Elbette bu içselleştirme; en azından şimdilik, Matrix’in ilk filmindeki gibi, bir diski beynimize yönlendirivererek, yani bir çırpıda olmuyor; “yeterince” emek istiyor, zaman istiyor.

İşte bu nedenle her kuşağın işi giderek zorlaşıyor, ta ki Matrix’tekine benzer bir devrim yapılana dek...

Nasıl, omuzlarınıza binen yükün ağırlığını bir kez daha duyumsadınız, değil mi?..

Büyük sözler etmeyi sevmem ancak noktayı koymadan önce de -hiç değilse çarpıcı- bir şey dile getirmek gerekiyor...

Bu yazının sonunda diyeceğim şudur: Bence “Tarihsel Sorumluluk” bulaşıcıdır ve ben onun bana bulaşmış olmasından övünç duyuyorum, her ne kadar zaman zaman korkudan bacaklarım titriyor olsa da!..

 

rustuerata@gmail.com

 

 

Bizhaberiz Bağımsız Haber Portalı

BİZHABERİZ BAĞIMSIZ HABER PORTALI | Bizhaberiz.net © 2016 | Son Güncelleme : 19.01.2018 - 12:23:52 | Şu an 81 kişi online | Kullanım Koşulları